Karadeniz’in En Doğusu Artvin Yaylaları | Borçka | Şavşat

5
3165

Doğu Karadeniz seyahatimin Giresun, Gümüşhane, Trabzon ve Rize’den sonraki durağı Artvin oldu. Aslında Artvin demek haksızlık olur, Borçka ve Şavşat desem daha doğru olur. Artvin Borçka ve Şavşat’ta gördüğüm göller, yaylalar ve köylerle ilgili notlarımı bu yazıda bulacaksınız.

Artvin Yolculuğu Nasıl Başladı?

Artvin hikayemin başlangıcı biraz enterasan oldu. Doğu Karadeniz seyahatime başladığımdan bu yana yazıştığım Tülay ile Artvin tarafına beraber gideriz diye konuşmuştuk. Ayder’den inerken Tülay’a otellere para vermek istemiyorum, direkt Hopa’ya oradan da Artvin tarafına geçeceğim deyince “gel, bizde kal” teklifi ile planım tamamen değişmiş oldu. Zaten bu seyahatimde rüzgar nereye eserse oraya gitmeye alışmıştım. Bu kez rüzgar beni Rize’nin Fındıklı ilçesine doğru savurdu.

Fındıklı otogarına indiğimde Tülay ile birlikte Erkan abi de beni bekliyordu. Tülay esasında Ankara’da yaşıyor, yaz tatilini geçirmek için memleketine gelmiş; Erkan abi ise Çaykur’dan emekli olduktan sonra kendisini fotoğraf çekmeye adamış, ikisi de doğa sevdalısı. Artvin yaylalarını keşfe üçümüz gidecektik. Hemen Artvin’e nasıl gideceğimizle ilgili plan yapmaya başladık. Ulaşım Artvin tarafında biraz sıkıntılı olduğundan araç kiralamaya karar verdik, ancak araba kullanan tek ben varım, ben de sadece otomatik araba kullanıyorum. Artvin’den Rize’ye neredeyse bütün oto kiralamacıları aradık ama otomatik kiralık araç yoktu 🙁 O taraflara gidip araç kiralamak isterseniz aklınızda olsun, otomatik araç bulmak neredeyse imkansız. Erkan abi imdadımıza yetişti; Borçka tarafına bizi bir arkadaşı götürecekti, Şavşat’ta ise başka bir arkadaşı bize yardımcı olacaktı.

Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Tülay, Erkan abi, Erkan abinin bizi Borçka’ya götürecek arkadaşı Osman abi ve ben.

Mençuna Şelalesi ve İkiz Köprü

Normalde rotamda Mençuna Şelalesi ve İkiz Köprü de vardı ama Osman abinin bize ayırdığı zaman kısıtlı olduğundan buraları pas geçtik, başka bir zaman görmek üzere. Burayı baharda karlar eridikten sonra görmek daha iyiymiş, şelalenin daha coşkulu aktığına şahit olabiliyormuşuz böylece aklınızda olsun.

Borçka Karagöl ve Çevresi

Vaktimizi iyi değerlendirebilmek için Hopa üzerinden Borçka’ya oradan da Borçka Karagöl’e çıktık. Borçka merkezden 20 kmlik bir çıkışla Borçka Karagöl’e ulaşılıyor. Ormanların arasında küçük bir göl burası. Gölün çevresinde tam bir tur atılabiliyor, araç girişi 11TL. Çay, kahve içebileceğiniz bir kafeteryası var. Kamp yapmak yasak ama kamp yapılmaz tabelasının altında çadırlar vardı, sanırım sorun olmuyor. Erkan abi buranın en güzel zamanının sonbahar olduğu söylüyor, farklı ağaç türleri renkten renge bürünmüşken görmek gerek burayı deyip duruyor.

Borçka merkeze kadar geldiyseniz ve aracınız yoksa belediyenin göle çıkan servisleri var, sosyal tesislerin önünden kalkıyor. Çok iyi bir hizmet olmuş.

Borkça Karagöl’den sonra asıl görülmesi gereken yerler; Maçahel Yaylası, Camili Köyü’ndeki İremit Camii, Maral Şelalesi, Klaskur Yaylası görülmesi gereken diğer yerler. Bizim aracımız alçak olduğu için buralara giremedik. Buraları görmek için tekrar görmek üzere sözleşip yolumuza Şavşat’a doğru devam ediyoruz.

Borçka merkezden Şavşat’a 10:00’da ve 12:30’da otobüs var sadece. Osman abi bizi Borçka’da bırakıp Fındıklı’ya geri döneceği için 12:30 otobüsüne yetişmek üzere hızlı hareket ediyoruz. Otobüs Artvin otogarına uğrayıp Şavşat’a devam ediyor, öğleden sonra Şavşat’a ulaşmış oluyoruz.

Şavşat ve Çevresi

Şavşat Türkiye’deki sakin şehirlerden biri. Sakin Şehir neymiş merak ediyorsanız, Citta Slow İtalyan merkezli bir oluşum. Belli kriterler üzerinden şehirleri değerlendirip sakin şehir (cittaslow) kategorisine alıyor. Türkiye’de Sığacık, Halfeti bir yanılmıyorsam on kadar şehir bu kategoride yer alıyor.

Şavşat Gökçe Pansiyon

Şavşat’ta Şavşat merkezdeki Gökçe Pansiyon’da konaklıyoruz. Ev sahibimiz Cemil Gökçe, Şavşatlı ve bizim gibi gezmeyi seviyor, buraların doğasına, dağına, taşına sevdalı. Pansiyonu tam şehir merkezinde, bizim gibi lüks aramayıp temiz bir yatak arayanlar için uygun. Yatak ücreti 30TL idi yanlış hatırlamıyorsam.

Şavşat Evi Restoran

Öğleden sonra Şavşat’a vardığımızda kurt gibi açız 🙂 Cemil Bey bizi Şavşat’a yukarıdan bakan Şavşat Evi’ne bıraktı. Burada yöresel yemekler bulacağımızı düşünüyordum ama mantı, kuymak gibi artık görmeye alışık olduğumuz yemekler var. Değişiklik olsun diye hıngal (Gürcü mantısı olan Khingali’nin Türkiye yapılan versiyonu) sipariş ediyorum ama içi neredeyse boş bir hamur geliyor. Yol arkadaşlarım alabalık yiyorlar, hallerinden bana göre daha memnunlar. Burada yemek fiyatları Rize’ye göre oldukça ekonomik, kişi başı 20TL’ye 2 adet balık yiyebiliyorsunuz, Rize tarafında 1 balık 20TL genelde yani porsiyonu 40TL oluyor.

Şavşat Gezilecek Yerler

Şavşat Evi’nden sonraki durağımız Şavşat Kalesi ancak artık saat geç olduğu için kaleden içeriye giremiyoruz. Kaleye giremeyince bu kez Efkar Tepesi’ne doğru yolumuzu çeviriyoruz. Hemşerim olan Burdurlu yazar Fakir Baykurt anılarını topladığı bir kitabına bu tepeden esinlenerek Efkar Tepesi adını vermiş. Fakir Baykurt’un kitapla ilgili açıklaması; “Türkiye’nin uzak köşelerinden birinde, Şavşat’ta bir tepe vardır. Adı “Efkar Tepesi”dir. Bu tepeden bakınca, bütün Türkiye resim gibi insanın önüne serilir. Bir yan alabildiğine yeşil, yeşil!… Bir yan bilemeyeceğiniz kadar yoksul ve geri. Varlıklar içinde yokluk, olanaklar içinde kısır döngüler… Korkunç bir çelişkidir bu…” Bu satırları tüylerim diken diken olarak Efkar Tepesi’nde bir kez daha okuyorum. Şimdi tabii ki Fakir Baykurt’un yazdığı dönemki gibi değil durum, Şavşat oldukça toparlanmış olsa da ülkemizdeki türlü çelişkileri düşünmeden edemiyor insan.

Efkar Tepesi’nde günü bitirip dinlenmek üzere pansiyonumuza geri dönüyoruz. Bu arada zaman zaman yağan deli yağmur bizi korkutsa da ıslatmayı başaramıyor 🙂

Şavşat Köyleri ve Şavşat Karagöl

Ertesi sabah uzun bir yol bizi bekliyor. Rotamız Yaşarköy üzerinden Cevizli Köyü ve Cevizli Köyü’ndeki Tibeti Kilisesi. Yol boyunca kütükten yapılmış köy evleri sürekli durup fotoğraf çekmemize sebep oluyor. Eskiden ne kadar güzel evler yapıyormuşuz, hangi ara bu kadar zevksiz olduk ve bu çirkin evlere tıkıldık acaba??? Cevizli Köyü’nde sokaklarda dolaşırken bir teyze bizi evine ayran içmeye davet ediyor, kaçırır mıyız hiç. Yaylalarda otlayan ineklerin sütünden yapılma ayran, yanına da dut pestili. Hızlı hızlı bize hikayesini anlatıyor, aslında İzmit’te yaşıyorlarmış, yazın buraya yaylaya geliyormuş, üç oğlu varmış biri bekar, bekar olanı da evlendirmek istiyormuş… Karadeniz insanında en çok dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi 5 dakika içinde bütün hayatını özetleyivermesi… Yolda tanıştığım, sokakta “merhaba” dediğim bir sürü insanda bunu gördüm, çok da hoşuma gitti. Biz olsak iki saat ballandıra ballandıra anlatacağız diye uğraşır dururuz. Cevizli Köyü’ne gelmemizin asıl nedeni buradaki Tibeti Kilisesi’ni görmek, tabii ki bakımsız ve yıkılmaya yüz tutmuş, duvarlarındaki işlemeler define avcıları tarafından patlatılmış… Yine de çok güzel, yine de görülmeye değer.

A post shared by Çok Okuyan Çok Gezen🎈 (@cokokuyancokgezen) on

Cevizli Köyü’nden sonraki durağımız Şavşat Karagöl. Bu kadar yol gelmemizin asıl nedeni de burası idi. Çam ormanlarının arasındaki bu göl yine bize çok güzel manzaralar sunuyor. Araç girişi yine 11TL. Göl kıyısındaki kafeteryanın işletmesi özel. Burada çadır konaklaması var, çadır başına 25TL. Bir de bungalov evler var, içinde 4-5 kişi kalabiliyormuş. Ev başına 500TL imiş, bana biraz fazla geldi. Şavşat Karagöl yakınlarında konaklamak isterseniz Veliköy’de Veliköy Pansiyon; Meşeli Köyü’nde (göle 1,5km) Sıla Pansiyon ve Özgür Pansiyon var.

Şavşat Karagöl’den sonra Cemil Bey’in de köyü olan Kocabey Köyü’ne uğruyoruz. Buraya uğramamızın nedeni ise köydeki ahşap camii. Minaresi tek parça ağaçtan yapılmış bu camii bölgedeki nadir ahşap camiilerden biri imiş. Karadeniz’de yayla geleneği köyden çıktık tek bir yerde konakladık şeklinde işlemiyor. Kışı köyde geçiren köylü, önce aşağı yaylaya çıkıyor, orada ot bitip hava ısınınca biraz daha yukarıdaki yaylaya çıkıyor. Bu nedenle her köyün bir aşağı bir yukarı olmak üzere iki yaylası var. Amaç hayvanların sürekli taze ot bulabilmesi. Biz de Kocabey Köyü’nün yukarı yaylasına çıkıyoruz, yayla o kadar yukarı ki Ardahanla Şavşat arasındaki geçide kadar uzanıyor.

Dönüşte yıllar önce yağmurdan kaçıp sığındığım Laşet Otel & Restoran’a giriyoruz. Mekan yenilenmiş ama lezzetler hala güzel. Laşet’e yaklaşırken yine gökten boşalmış gibi yağmur başlıyor… Ben yine yağmurda Laşet’e sığınmış oluyorum. Buranın otel kısmı dışında biraz daha aşağıda bungalovları da var, bu bölgede konaklamak için güzel bir alternatif.

Yemeğimizi de yedikten sonra artık yeniden Fındıklı’ya dönme zamanı geliyor, hatta benim için artık Türkiye’den çıkma vakti.

Artvin’de görmeyi planladığım ancak gidemediğim; Gorgit Yaylası, Beyazsu Yaylası, Ciritdüzü Yaylası, İşhan Köyü ve Sugören Köyü bir sonraki gelişimde ziyaret etmek üzere notlarımda yerini alıyor.

Fındıklı’da beni evlerinde misafir eden Tülay ve ailesi, bütün arkadaşlarını seferber eden Erkan abi Anadolu’da ne kadar güzel insanlar olduğunu bana tekrar hatırlatıyor. Tekrar sonsuz teşekkürler 🙂

Yolda kalın…

5 YORUMLAR

  1. Henüz Doğu Karadeniz gezisinden dönen birisi olarak ufak bir hatayı düzeltmek isterim: Borçka Karagöl’de otoparkın hemen karşısında kamp için ayrılmış bir alan bulunuyor. Gölün etrafında muhtelif yerlerde ise kamp yasak tabelası var, tabi dediğiniz gibi ona da uymayanlar var. Hem Borçka hem de Şavşat Karagölde kamp kurduk, belki denk gelmiştir ama para isteyen olmadı 🙂

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here